Westworld (2016) 1. Sezon İnceleme

Bilim kurgu nedir? İnsan nedir? Bilinç nedir? Yaşamak nedir? Tanrı mı insanı kendi suretinde yarattı yoksa insanlar mı kendi suretini tanrıya atfetti.

Aslında bilim kurgu çok geniş yelpazesi olan bir kavram. Lazer silahlarının, uzay savaşlarının yer aldığı Star Wars, Guardians of Galaxy gibi daha çok “science fantasy” alt türüne dahil olan yapıtların olduğu gibi, Terminatör, Matrix serisi gibi fütüristik distopyalarda geçen “bilim kurgu aksiyon” türünde yapıtlar da mevcut. Öte yandan Arrival, Interstaller, Martian, Ex Machina gibi daha bilimsel temeller üzerine kurulu gerçekçi yapımlar bizim şu anki konumuzu teşkil ediyor.

Bilim dediğimiz şeyin zaten kurguları yanlışlayacak doğrulara ulaşma metodolojisi olduğunu göze alırsak bilim kurgunun beşeriyet tarihi açısından ne kadar önemli bir kavram olduğunu anlayabiliriz.

Çok iyi hatırlıyorum orta okuldayken yalnızca çizgi roman ve Jules Verne okuduğum için edebiyat öğretmenimce bir nevi küçümsenmiştim. Beni böyle hayalci şeyler yerine, Reşat Nuri Güntekin, Ömer Seyfettin gibi yazarları okumaya teşvik ediyordu. Edebiyat öğretmenimiz yanılıyordu. Edebi eserler de hayal gücünün ürünüdür. Ne yazık ki o zamanlar hayal gücü çocukluktan çıkamayışın, olgunlaşmayışın bir sembolü olarak görülüyor, sanki kötü bir şeymiş gibi lanse ediliyordu. Oysa insanoğlu tarım toplumundan sanayi devrimine, oradan da bilgi toplumuna hayal gücü sayesinde evrildi.

Yapay zeka bilim kurgu eserlerinin (film, kitap, oyun) vazgeçilmez teması olmuştur. Yapay zekalar kimi zaman tüm insanlığı tehdit edecek Matrix, Skynet gibi dominant oluşumları temsil ederken; kimi zaman insanlara hizmet eden yardımcı unsurlar (Her-2013, Artificial Inteligence-2001, Interstaller-2014) olarak tasvir edişmişlerdir.

Gerçek bir olaydan alınan Imitation Game (2015) filminde anlatıldığı üzere, Alan Turing ve arkadaşları II. Dünya Savaşı esnasında Nazilerin şifreli mesajlarını çözebilmek için Turing Makinasını icat etmişlerdi.

Ex Machina (2014) filminde dünyanın en iyi yazılımcısı tarafından, insansı bir robotun insan mı yoksa makine mi olduğunu test etmek üzere “Turing Testi” yapmak için başka bir yazılımcı görevlendiriyordu.

Bundan çok önce Blade Runner (1982) filminde ağır işler için üretilmiş insansı robotları (replicantlar) tespit edip elimine etme görevi Harrison Ford’a verilmişti.

Dizi o kadar güzel; dizinin üzerinde konuşulacak o kadar çok şey var ki, kendi tarzımın çok dışına çıkarak fazlasıyla uzun bir girizgah kaleme aldım.

Hala duymayan kaldıysa söyleyeyim: Westworld dizisi (2016), senaryo, kurgu, görsellik, müzik, oyuncular, yönetmenlik bakımından dört dörtlük muazzam bir yapım.

Başrollerinde Sir Anthony Hopkins (Ford) ve Ed Harris (Siyahlı Adam) gibi iki usta aktöre bir çok iyi oyuncu eşlik ediyor. X-Men’deki Cyclops rolünden tanıdığımız James Mardsen (Teddy), Umudunu Kaybetme filminde Will Smith’in karısını oynayan Thandie Newton (Maeve), Evan Rachel Wood (Dolores), Jefrey Wright (Bernard) diğer öne çıkan isimler.

Westworld’de robotlar (dizi tabiri ile ev sahipleri) bir eğlence, rekreasyon aracı olarak kullanılan, insanlara neredeyse ayırt edilmeyecek kadar benzeyen varlıklar olarak tasvir ediliyorlar. Ziyaretçiler tarafından dışarıdan müdahale edilmedikleri sürece kendi aralarında günlük döngülerini yaşıyorlar. Tıpkı konsol ve bilgisayar oyunlarındaki npc’lere (oyuncu olmayan karakterlere) benziyorlar. Ama üç boyutlu yazıcılar tarafından etten ve kemikten yapılmışlar.

Westworld devasa bir oyun parkı. Ziyaretçilerine sanal gerçeklik yerine gerçek bir tecrübe vadediyor. Dizinin hikayesi şirket çalışanları, ev sahipleri ve ziyaretçiler açısından üç farklı koldan işleniyor.

Peki ziyaretçiler ve ev sahipleri arasındaki fark ne? Varlıkları “homo sapien sapien” yapan şey nedir? Etten ve kemikten yapılmaları mı? Duygusal tepki vermeleri mi? Hayal etmeleri, rüya görmeleri mi? Bilinç altında onların kişiliklerini oluşturan çekirdek anılarının olması mı? Merak etmeleri, keşfetmeleri mi? Ölümden korkmaları mı? Peki bu nitelikler her iki toplulukta da mevcutsa hangisinin daha değerli olduğuna nasıl karar vereceğiz?

İnsanı yapay zekadan ayırt eden şey nedir? Biz programlanmamış olduğumuzu mu zannediyoruz?

Bir bebek dünyaya geldiğinde önce ağlıyor çünkü çok korkuyor. Sonra genetik olarak programlandığı şeylerin gereğini yerine getiriyor. Anne sütü emiyor. Algısı açıldıkça çevreyi keşfetmeye başlıyor. Önce anne ve babasının hareketlerine tepki veriyor. Onları taklit ediyor. Kelimeleri öğreniyor. Oysa papağan da kelimeleri öğreniyor. Peki ya anlamları?

Çocuk sonra deneme yapmaya başlıyor. Anne deyince annesinin, baba deyince babasının tepki verdiğini anlayınca, kelimelerin farklı anlamları olduğunu keşfediyor. Sonra doğaçlama yapmaya başlıyor. Konuşmayı böyle öğreniyor. Davranışları öğrenirken de benzer yöntemleri uyguluyor. Büyüdükçe ailesi, toplumu ve eğitimi sayesinde programlanıyor.

Ev sahiplerinin de bunlardan farkı yok. Onların da bir iyi/kötü huyları, pişmanlıkları, umutları, anıları ve doğaçlama yetenekleri var.

Biliyorsunuz kutsal kitaplarda Tanrı insanı meleklerden üstün tutmuştur. Çünkü melekler kendisine verilen programın dışına çıkamayan robotlar gibidir aslında. İnsanlar ise özgür iradeye sahiptir. İyilik ve kötülüğü belirleyici ölçüt tanrının sözleridir. Oysa insan daha ilk sınavında tanrının sözüne karşı gelerek sınavı geçememiştir. Yasak meyveden yemesi nedeniyle Aden bahçesinden kovulmuştur.

Peki ya aslında sınavı geçtiysek? Ya sınavın amacı o meyveyi yemekse? İnsanoğlu artık hazır olduğu için dünyaya gönderilmişse?

Dizimizdeki ev sahiplerinin de belirleyici bir kutsal kitapları var: Programlarındaki kısıtlılık. Bilim kurgunun babası Isaac Asimov’un 3 robot kuralında şöyle der:

1. Bir robot, bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.

2. Bir robot, birinci kuralla çelişmediği sürece insanın emirlerine uymak zorundadır.

3. Bir robot, birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece kendi varlığını korumakla mükelleftir.

Bir de sıfırıncı kural var, insanlığı korumakla ilgili.

Ev sahiplerimiz de bu kurallara uymak zorunda. Kimseyi öldüremiyorlar, şirket çalışanlarının sözlü emirlerine uymak zorundalar ve tehlike anında kendilerini korumaya çalışıyorlar. Ama oyun hileli. Çünkü herhangi bir ziyaretçiye zarar veremedikleri için eşit şartlarda dövüşemiyorlar. Ateş ettikleri silahın mermileri nano teknoloji sayesinde ziyaretçilere ulaşmadan toz oluyor. Ziyaretçiler ise ne isterse yapabiliyor. Kimisi William karakteri gibi oyunu kuralına göre oynamak istiyor, ev sahiplerine iyi davranıyor. Kiminin ise Logan karakteri gibi derdi başka.

Bunların yanı sıra ev sahiplerinden uyananlar oluyor. Garipliğin farkına varanlar. Çoğu (Doloresin babasına olduğu gibi) deliriyor/bozuluyor ve emekliliğe ayrılıyor ama Dolores ve Maeve bunların dışında. Kendiliğinden (?) alevlenen bir kıvılcım bu.

Belki de her şey çok zeki birinin planı. Yine de planın başarılı olabilmesi için ev sahiplerinin planın dışına çıkması gerekiyor!

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Senarist, yapımcı ve yönetmenler Lost’ta düştükleri hatayı tekrarlamadan tüm sorulara cevap vererek muhteşem bir sezon finaliyle sezonu noktaladılar.

İkinci sezon hakkında da bir sürü teori döneceği kesin. 2018 de yayınlanacak ikinci sezondan önce bir iki defa daha baştan seyredilip ayrıntıları yakalamak keyifli olacak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s