Star Wars: Episode VIII – The Last Jedi (Yıldız Savaşları Bölüm 8 – Son Jedi)

Star Wars: Episode VIII – The Last Jedi (Yıldız Savaşları Bölüm 8 – Son Jedi) bazı kusurlarına rağmen gerçekten eğlenceli ve oldukça da güzel bir film. Ancak Star Wars evrenini getirmiş olduğu noktadan hoşlandığımı söyleyemeyeceğim.

İlk olarak filmin senaryosundaki kusurlarına değinmek istiyorum. Filmin ana temasına etki etmeyen Kanto Bight gezegeninde geçen Finn ve Rose’un hikaye arkı tam olarak bir yan görev tadındaydı. Direniş filosunun kurtuluşu için tek umut gibi gösterilen, daha sonra da öyle olmadığı ortaya çıkan söz konusu hikaye arkı gerçekten çok anlamsız olduğu gibi ayrıca “cool shit” (şaçma ama favalı) olarak tanımlanabilecek  bir niteliğe de sahip değildi. Örneğin pek çok kişi tarafından en kötü yıldız savaşları filmi olarak kabul edilen “gizli tehlike” filmindeki pod yarışı sahnesi bile bundan çok daha havalı ve anlamlıydı. Bu filmi DVD, blue ray veya korsan yarından yeniden izleme şansı bulduğunuzda eminim o sahnelere atlayarak izleyeceksiniz.

Finn  ve Rose’dan bahsetmişken karakterlerden devam etmeyi uygun buluyorum. Finn güç uyanıyor filminde olaylara tanık olan önemli bir karakter konumundaydı. Açıkça görülüyor ki bu filmde Rey, Luke Skywalker  tarafından eğitilmek üzere antik jedi tapınağına gittiğinden, yalnız kalan Finn için bir devam fikri bulamamışlar. Karakter gelişimini hiçe sayarak Rose Tico adında yeni tanıştığımız bir karakterle bir maceraya zorlamışlar. İkili imkansız gibi görülen badireleri tek parça halinde atlatarak gelecek filmde görülmek üzere Milennium Falcon’da yelken açıyor.

Rose Tico ise ablasını filmin başındaki savaşta kaybettiği için yas tutan ve direnişe son derece bağlı olan bir kişilik. Kendisi direniş kahramanlarının hikayelerini dinleyerek büyümüş. Finn’i de direniş kahramanlarından biri olarak görüyor. Buraya kadar tamam. Ama bu kurgusal şahıs filmin konusuna hiç ama hiç hizmet etmiyor.

Rey’i ise Luke Skywalker a kılıcını uzatırken bırakmıştık. Peki sonra ne oldu? Kılıcı fırlatıp attı. Luke, o kılıç sana babandan kalmamış mıydı. Çok sevdiğin Obi-Wan onu sana vermemiş miydi. Darth Vader bulut gezegeninde elini kesip sana baban olduğunu söylediğinde kaybolan kılıç bu değil miydi? Hiç mi duygulanmadın? Hadi bunu geçtim. Daha da kötüsü bin kere izlediğimiz öğrencinin kendisini eğittirmek için yağmur çamur demeden eski ustasının kapısında yattığı o klişe sahnelere gerçekten gerek var mıydı? Bu hikaye bin kere anlatılmadı mı? Son olarak Game of Thrones’ta Arya, Marvel’da Dr. Strange aynısını yapmıştı değil mi. Bakalım bundan sonra kim yapacak. Hepimiz sonunda yaşlı ustanın yeminini bozarak yeni gelen çaylağı eğiteceğini biliyor. Peki Luke gerçekten Rey’i eğitti mi? İki havalı cevap verdi o kadar. Kız zaten kendi kendine Kylo Ren’e ulaştı, gücün karanlık tarafına geçti ama aydınlığından bir şey kaybetmeden çıkmasını da bildi. Ben Soloyu (Kylo Ren) ikna etmeye çalıştı. Aralarında güzel bir elektrik başladı. Rey’de öyle bir güç var ki zaten eğitilmeye ihtiyacı yok. Anakin’den bile daha kuvvetli. Aferin Rian Johnson. J.J. Abrams’tan hiç geri kalmıyorsun.

Luke Skywalker ‘dan devam edelim. Aynı şey Güç Uyanıyor filminde de vardı. Eski karakterlerin olduğu her sahne daha güzel. Bence bu kadarı bile Star Wars’un ilk üçlemesinin ne kadar güzel olduğunu daha iyi anlatıyor bizlere. Mark Hamill’in Luke Skywalker  ile ilgili senaryoda alınan bazı kararları beğenmemiş olduğunu öğrendiğimde filmle ilgili umudumu yitirmiştim doğrusu. Luke Skywalker’un Ben Solo’nun içindeki karanlığı görüp bir an için de olsa yeğenini öldürmek istemesi hoşuma gitmedi. Bu düşünce aklından anlık bir kıvılcım gibi geçip gitmiş olsa da henüz kararını vermemiş olan öğrencisini karanlık tarafa itecek son darbeyi Luke vurmuş oldu. Luke’un Usta Yoda ile konuşması ve filmin sonundaki İlk Düzen güçlerine karşı son mücadelesi ise gerçekten görülmeye değerdi. Güle güle son jedi. Bil ki giderken müesseseyi ergenlere bırakıyorsun. Obi Wan’a da benden selam söyle.

Luke’un ablası rahmetli Carrie Fisher’ımız prenses Leia, filmin göze çarpan bir diğer iyisiydi. Harika bir liderdi. Yalnız uzayda yaşamayı başarıp kendisini geminin içine çektiği sahnede diğer direnişçilerin nedense fazla şaşırmamaları dikkatimi çekmedi değil. Neyiniz var sizin az önce bir jedi için bile inanılmaz bir mucizeye tanık oldunuz. Carrie Fisher’ın da vefat etmesi nedeniyle ben o sahnede öldü sanmıştım.

Gelelim Poe Dameron’a ilk filmde çok az gördüğümüz ve oldukça sevdiğimiz Poe Dameron bu filmde ilk filme nazaran daha fazla süre aldı. Bu karakterin, bıçkın kahramanlıktan yetkin liderliğe doğru evrilirken, asilerin içinde bile asi olmayı başarabilmesi çok hoşuma gitti. Filmdeki planları hiç tutmamış olmasına rağmen karakter gelişimini en iyi hissettiğimiz kişiydi Poe Dameron.

Snoke için ilk filmin ardından bir çok teori üretilmişti. Filmin başında çok güçlü görünüyordu. Ne var ki tüm sithlerin kronik rahatsızlığı olan “işkence yaparken kendinden geçme sendromu” yüzünden bunca gücüne rağmen yanında açılan ışın kılıcını fark edemeden gitti yazık. Darth Sidious’un çırağı Darth Maul bile ikiye bölündükten sonra yaşamasına rağmen bu sit lordumuz demek ki o kadar da güçlü değilmiş. Ne diyelim, yüce lider öldü yaşasın yüce lider.

Kylo Ren bu filmde ilk filme nazaran daha iyiydi. Adam Driver çok güzel iş çıkarmış. Özellikle Rey ile olan konuşmalarında kendisine empati kurabildim. Bu arkadaş üçüncü filmin sonunda Rey’e katılacak. Ama bu defa karanlık taraf ve aydınlık taraf birleşerek dengeyi sağlayacaklar. Aha buraya yazıyorum. Tıpkı Star Wars clone wars animasyon serisindeki güç gezegeni bölümlerinde olduğu gibi iyinin ve kötünün dengesi böyle sağlanıyor olacak.

İşte burada benim itirazlarım başlıyor. Acaba Star Wars evreni antik İran inancı Zerdüştlükte olduğu gibi iyi ve kötü arasındaki hiç bitmeyen savaşı mı konu alacak. İyi ve kötüler başka suretlerde reankarne mi olacaklar. Jedi ve Sith koduna ne oldu. İyilik ve kötülük nesilden nesile evrende kendisine insan görünümünde suret mi arayacak. Zaten Rey, güç uyanıyor filminde son hava bükücü Avatar Ang’in avatar formuna girmesi misali göklerden kendisine vahiy gelmiş gibi gücün aydınlık tarafının son derece etkin bir biçimde kullanarak Kylo-Ren’i şamar oğlanına çevirmemiş miydi? Neyse son filmde buraları da açık bırakırlar. Ne de olsa Abrams  (Lost) yönetecek

Koramiral Holdo bence gereksiz bir karakter olmasına rağmen son sahnesiyle gönüllerimizin sultanı olmayı başardı. Ama gönüllerin sultanı da olmasın, hattta hiç var olmasın ne kaybederiz?

General Hux harika bir karakter. Her sahnesi birbirinden eğlenceli şamar oğlanımız güldürmeye devam ediyor.

Kaptan Phazma bu filme çok fazla. Parlak storm trooper’ımız çöpten çıktıktan sonra kendini temizlemeyi başarmış ama artık kurtulamayacak. Yazık oldu kendisine.

DJ, Benişyo Del Toro oynamış. Hayatta kalmak için taraf değiştiriyor. Direnişçi olmadığına göre kendisinin kendince haklı bir nedeni var. Adam niye ölsün değil mi?

Müzikler, John Williams amcamız yine yapacağını yapmış muhteşem senfonik temalarıyla bize yıldız savaşları tadını sonuna kadar yaşatmış.

Sinematografi ve görsel efektler için şu ana kadar yapılmış en iyi Star Wars filmi olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Kylo Ren ile Rey’in sırt sırta dövüştükleri sahne, tuz gezegeni savaşı, koramiral Holdo’nun filoyu yarıp geçmesi… Aman Allah’ım!

Çok karışık duygular içerisindeyim. Film güzel ama Star Wars evrenini istemediğim bir şeye dönüştürdü. Üçleme bitmeden bu filmlerin genelin kesin notumu veremiyorum. Tamamlansın görelim. Hoşça kalın 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s